Konuşmacı Prof. Dr. İhsan Yaşa, sirkenin binlerce yıllık yolculuğunu kültürel, tarihsel ve bilimsel boyutlarıyla ele aldı. Prof. Dr. Yaşa, “Medeniyet kadar eski bir geçmişe sahip olan sirke, binlerce yıldır insanlar tarafından farklı amaçlarla kullanılmış; çeşitli tat ve renklerde üretilen sirkeler her dönemde sofralarda kendine yer bulmuştur” diyerek sirkenin insanlık tarihindeki köklü önemine dikkat çekti.
Sirkenin bilinen en eski izlerinin M.Ö. 3000’lere, Mezopotamya’ya kadar uzandığını belirten Prof. Dr. Yaşa, antik çağlardan günümüze kadar farklı toplumlarda sirkenin kullanım örneklerini paylaştı. Konuşmasında, sirkenin koruyucu, tıbbi ve gastronomik işlevlerinin zaman içinde nasıl çeşitlendiğini aktardı.
“Sirke geniş bir ticari hacme sahip”
Sirke üretiminin mikrobiyal yönüne değinen Prof. Dr. Yaşa, “Sirkenin birincil mikrobiyal metabolizma ürünü olarak en geniş ticari hacme sahip fermantasyon ürünlerinden biri olduğu şüphesizdir” dedi. Günümüzde hızla gelişen genom teknolojilerinin önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Yaşa, “Artık bir organizmanın biyolojik potansiyelini anlamak için tüm genomunun analiz edilmesi adeta altın standart haline geldi” ifadelerini kullandı.
Etkinlik, Prof. Dr. Yaşa’nın yürütücüsü olduğu ve TÜBİTAK 1002-A kapsamında desteklenen “Yerli asetik asit bakterisi (AAB) izolatlarının karşılaştırmalı genomik analizleri ile endüstride kullanım potansiyellerinin araştırılması” başlıklı projenin sosyo-kültürel çıktılarından biri olarak gerçekleştirildi. Proje kapsamında yerli AAB suşlarının genomik kapasiteleri, endüstriyel sirke üretimindeki rolleri ve sürdürülebilir üretim potansiyelleri incelendi.
Konuşmaların ardından Doç. Dr. Dilek Maktal Canko, katılımcılara Teşekkür Belgesi takdim etti.












