Etkinlikte, Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cemal Akay, “Kötü Alışkanlıkların Bedeli: Ağız Kanserleri ile Yüzleşme” başlıklı sunumuyla ağız kanserine ilişkin önemli bilgiler aktardı. Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Demirbaş ise “Diş Çürüğünden Ne Kadar Korunabiliriz?” başlıklı konuşmasında çürükten korunma yöntemlerini anlattı. Ortodonti Anabilim Dalı Arş. Gör. Hüdai Ayçiçek, “Ortodontiyle Sağlıklı Gülüşler: Çocuklukta Başlayan Yolculuk” sunumunda ortodontik tedavinin erken dönemdeki önemine vurgu yaptı.
Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Arş. Gör. Büşra Şen ise “Diş Hekimliği Açısından Osteoporoz” sunumunda osteoporozun ağız ve diş sağlığıyla ilişkisi hakkında güncel bilgiler paylaştı. Diş Hekimliği Fakültesi Seminer Salonunda düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Kariyer Planlama Koordinatörü Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu üstlendi.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan EÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tijen Pamir, organizasyonun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ederek verimli bir konferans temennisinde bulundu.
“Sigara, geri dönülmez hasarlı bir bağımlılıktır”
Prof. Dr. Cemal Akay, sunumunda sigaranın ağız sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Günümüzde sigara, alkol ve diğer zararlı maddelerin kullanım yaşı maalesef ortaokul seviyesine kadar düştü ve bu durum ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratıyor. Dünya genelinde her yıl 8 milyon kişi sigara nedeniyle hayatını kaybediyor; ülkemizde ise her gün yaklaşık 300 vatandaşımızı bu nedenle yitiriyoruz. Sigaranın içinde 4 binden fazla toksik ve kanserojen madde bulunuyor. Bu maddeler ağızdan akciğere kadar tüm organlarda tahribata yol açıyor, damar yapısını bozarak kalp krizi riskini artırıyor ve birçok kanser türüne neden oluyor. Kısırlık, ağız ve diş kayıpları, tat ve koku bozuklukları, solunum sorunları da oldukça yaygın sonuçlar arasında. Kısacası sigara, tüm vücut sistemlerini etkileyen ve geri dönüşü zor hasarlar bırakan son derece tehlikeli bir bağımlılıktır.”
“Her çürük farklıdır; korunma kişiye özeldir”
Prof. Dr. Ayşegül Demirbaş, diş çürüğünün tamamen yok edilemeyen ancak kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirterek:
“Hastalık yoktur, hasta vardır; çürük de böyledir. Çürüğün önlenebilir olduğunu biliyoruz ama tamamen ortadan kalkmaz. Hollanda’daki ACTA’yı ziyaret ettiğimizde, çürük oranı düşük bir ülkede olmalarına rağmen koruyucu uygulamaları gevşettiklerinde oranların hızla yükseldiğini öğrendik. Bu bize şunu gösteriyor: Çürük kişiye özeldir ve mücadele süreklilik gerektirir. Plak temizlenmez, ağız kuru kalır ya da gece dişler fırçalanmadan yatağa gidilirse mikroorganizmalar hızla çoğalır. Bu nedenle düzenli bakım, doğru bilgi ve etkili temizlik çürükle mücadelede vazgeçilmezdir.”
“Erken farkındalık, zor tedavilerin önüne geçer”
Ortodonti Arş. Gör. Hüdai Ayçiçek, ortodontik tedavilerin temelinin çocukluk dönemine dayandığını ifade ederek:
“Ortodontik sorunların büyük bölümü, çocukluk dönemindeki yanlış alışkanlıklardan ve erken diş kayıplarından kaynaklanır. Bu yüzden koruyucu ve durdurucu ortodonti çok önemlidir. Parmak emme, dudak ısırma, uzun süreli biberon kullanımı, dil itimi gibi alışkanlıklar dişlerin ve çenenin yapısını bozabilir. Erken farkındalık ve erken müdahale, gelecekte uzun ve zorlu tedavilerin önüne geçer.” dedi.
“Osteoporozda erken tanı yaşam kalitesini belirler”
Arş. Gör. Büşra Şen ise osteoporozun ağız ve diş sağlığıyla bağlantısına değinerek:
“Osteoporoz kemik yoğunluğunun azalmasıyla ortaya çıkan ve kemikleri kırılgan hâle getiren bir hastalıktır. Omurga ve kalça kırıkları sık görülür, ancak çoğu zaman sessiz ilerler. Küçük bir düşme bile ciddi sonuçlara neden olabilir. Risk faktörleri arasında yaş, menopoz sonrası dönem, genetik yapı, yetersiz beslenme ve hareketsizlik yer alır. Erken teşhis ve düzenli takip, yaşam kalitesini korumak için hayati önem taşır.” diye konuştu.
“Bilim herkes için anlaşılır olmalı”
Etkinlik moderatörü Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu, Yükseköğretim Kurulu tarafından Türkiye’deki tüm üniversitelerde kurulan “Bilim İletişim Ofisleri”nin önemine değinerek:
“Bu ofislerin amacı, üniversitelerde üretilen bilgiyi toplumla buluşturmak, bilimi herkes için erişilebilir kılmaktır. Biz de üniversitemizde yürüttüğümüz çalışmalarla bilimin toplumun her kesimi tarafından anlaşılabildiği ve katkı sunulabildiği bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz.” dedi.












